|
Havadan çekilen fotoğraflar arkeologların çalışmalarına büyük
katkı sağlamaktadır. Bu fotoğraflar, araştırılacak alanı yere serilmiş bir
harita gibi gösterir. Örneğin, birbirine bağlı kısa, düzenli yollar ya da setler
dönemini işaret eder. Güneş ışınlarının eğik olduğu saatlerde çekilmiş
fotoğraflarda görülen hafif tümsekler ve çukurlar ise buralarda eski
yerleşmelerin izlerini gösterir. Yılın belli zamanlarında çimenlerin ya da
ekinlerin renginde ve boyunda gözlenen bazı değişiklikler de arkeologlara önemli
ipuçları verir. Örneğin, bir tarlanın genelinde tahıllar yeşilken bir bölümü
kısa zamanda olgunlaşıp sararmış olması, o toprağın altında taştan temellerin
bulunduğunu gösterir. Eğer tarlanın altında doldurulmuş çukurlar ya da hendekler
varsa, buralarda su birikeceği için, ekili ürünün olgunlaşması gecikir. Bu
yerler fotoğraflarda yeşil çizgiler ya da noktalar olarak göze çarpar. Bu tür
belirtilerden birçok eski yerleşme yeri saptanmış ve gün ışığına çıkartılmıştır.
Toprak altında kalmış çanak çömlek ocakları, pişmiş kilde bulunan magnetik
güçten dolayı, duyarlı (magnetik güç ölçme aleti) saptanabilir. Bir
zamanlar canlıların yaşamış olduğu ve organik maddelerin bulunduğu yerlerde de,
çevrelerine göre daha çok magnetizma vardır. Arkeologlar magnetometreyle çanak
çömlek ya da çini gibi eşyaların bulunduğu ve insanların yaşadığı yerleri
kolayca saptayabilirler. Alan araştırmasında kullanılan bir başka yöntem de,
topraktaki direncin ölçülmesidir. İçi nemli toprakla dolu bir hendek daha az,
taş duvarlar ya da sert zeminler daha çok direnç gösterir. Ekili tarlalarda
toprak sürülürken ortaya çıkmış bir çömlek ya da çini parçası ile tümsek ya da
çukurlar, bir arkeologun buradaki eski kalıntıları bulmasına yardımcı olur.
Ayrıca, eski haritalardan, belgelerden, yer adlarından ve yerel geleneklerden de
yeni ipuçları çıkarılabilir ve dünya da pek çok yerleşme kalıntısı bu yolla
bulunmuştur.
Çağdaş kazıların nasıl yürütüldüğünü daha iyi anlayabilmek
için, Roma dönemi bir evin yapılış öyküsünü örnek almak iyi bir yol olabilir.
Çünkü arkeologlar günümüzde Roma dönemi bir evi ortaya çıkarmak üzere kazıya
başladığında, bu öyküyü sondan başa doğru yeniden kurmaktadır. Roma dönemin yapı
ustası, bir evi yapmaya giriştiğinde önce toprağı temizler, ardından temel
çukurlarını kazar. Sonra, resimler ya da motifler yaparak zemini döşer.
Duvarları örüp üstünü bir çatıyla kapatır. Ev artık oturulacak hale gelmiştir ve
insanlar gelip yerleşirler. Ustanın cebinden düşen bir metal para evin temelinde
kalabilir. Evde yaşayanlar bazı küçük eşyalarını evde yitirebilir. Kırılan çanak
çömlek parçaları çöp çukuruna atılır. Böylece evde yaşayanların öteberileri
kıyıda köşede kalabilir. Arkeolojide bu süreç yerleşme dönemi olarak
adlandırılır. Daha sonra bir dolayı insanlar yaşardığı evi terk etmek
zorunda kalabilir, ev bir çökebilir. Artık içinde insanın yaşamadığı evin
zamanla tamamen çöker; ahşap kısımları çürür, duvarlar yıkılır. Aradan uzun
yıllar geçince de ev bütünüyle toprağın altında kalır. Aradan yüzyıllar geçince
üzerindeki toprak dümdüz olur. Burası ekili bir alan haline gelebilir ya da
üzerine yine bir ev yapılabilir. Arkeologlar önce toprak altında böyle bir evin
varlığını saptar. Kazı alanının tümünü ya da çevresini ince çelik çubuklarla
çevirir. Bu, kazı boyunca yapılacak ölçümlerin doğruluğu, çıkarılacak plan ve
sonuçların güvenilirliği için gereklidir. Artık sıra, çatıdan temele doğru bütün
tabakaları tek tek özenle kaldırmaya gelmiştir. İlk tabakaya ulaşıncaya değin
kazı makineleri kullanılabilir. Ama ilk tabaka kaldırılınca, artık kazıda
yalnızca sivri uçlu mala, kürek ve kova kullanılır. Kazı sırasında ortaya
çıkarılan duvarlar, ocaklar, fırınlar ve insan yapımı öbür yapılar örselenmeden
birbirinden ayrılır. Arkeologlar bütün bunları inceler ve ayrıntılı notlar
tutar. Ele geçen eşyalar tek tek özenle temizlenir ve bulundukları tabakayı
belirtecek biçimde numaralanır. Eşyaların üzerinde o dönemin hükümdarının
resimleri varsa, bu eşyanın yapılış tarihini saptamayı kolaylaştırır. Ama
buluntular daha eski dönemlerden kalmış, yazısız ve resimsiz de olabilir. Ayrıca
başka döneme ait eşya o tabakadaki eşyayla karışmış olabilir. Böyle durumlarda
kesin tarihlendirme yapılırken, bir üst tabakaya hiç dokunulmamış olması
gerekir. Kazıyı yapan kişi, bu evin yapıldığı, değiştirildiği ya da yıkılmaya
bırakıldığı tarihleri saptar. Ayrıca evde yaşamış olanların ne gibi özellikleri
olduğunu ve yaşam biçimlerini ortaya çıkarabilir. Örneğin bir çiftlik eviyse,
çevresinde tarlalar, otlaklar ve korular bulunacağını bilir. Buradaki bitki,
tohum, polen ve tahıl kalıntıları, çevrenin o zamanki bitki örtüsünü gösterir.
Hayvan kemikleri, burada yaşamış insanların yedikleri etin cinsini anlamamızı
sağlar. Kullandıkları araç gereçler insanların günlük yaşamları hakkında bilgi
verir. Kentlerde kazı çalışmaları, açık alanlardaki kazılardan daha zor ve
karmaşıktır. İnsanların yüzyıllardır yaşamakta oldukları kentlerde kazılar
yıllarca sürebilir. Öte yandan bir kalıntının varlığı saptansa bile, bu mevcut
yapıların ya da sokakların altında bulunacağından kazı yapma olanağı da yoktur.
Bu gibi nedenlerden dolayı büyük kentlerde daha az kazı yapılmaktadır. Yapıların
ortaya çıkarılmasında kullanılan yöntemler, Roma yolları, kanallar, surlar gibi
öteki alanlarda yapılan arkeolojik kazılarda kullanılmaz. Bu tür kazılarda
birbiri üzerine binen bütün katmanların görülebileceği bir kesit elde edilmeye
çalışılır. |